Bugun...



Kudüs Tarihi
Tarih: 08-12-2017 01:48:10 Güncelleme: 08-12-2017 02:03:10 + -


Kudus Kadim şehir... Hakkında bilinmesi gereken tarihi


Kudüs Tarihi

Kudüs şehri ilk olarak Ofil Tepesinin Silvan Köyüne bakan kısmında kuruldu, tepede bir su pınarı vardı ve insanlar su ihtiyaçlarını oradan karşılıyorlardı. Daha sonra bu tepeden Bizita Dağına ve Moriya tümseğine yerleştiler.
Kudüs tarihteki en eski şehirlerdendir. Tarihçiler Kudüs’ün inşa ediliş tarihi için kesin bir şey söylememektedirler. Mescid-i Haram’dan 40 yıl sonra kurulmuştur. Tarihi kaynaklara göre Kudüs şehri kurulduğunda çölden ibaretti, ne vadi ne de dağlara rastlanıyordu. Milattan 3000 yıl önce, Şehre ilk hicreti Arap Kenâniler yaptı. Bu göçler Arap yarımadasının kuzeyine gerçekleşmiştir. Daha sonra Ürdün nehrinin batısına yerleşmişlerdir. Kudüs şehri göçler sonucunda genişledi ve Akdeniz’e kadar uzandı. Bölgenin adını Kenan yeri (Nehirden Denize kadar olan bölgede) koydular. Kenan bölgesin de Kenâniler bir şehir kurup adını Urşelim koydular, şehir merkezi haline getirdiler, vatan ve toprak sahibi oldular, bundan dolayı şehrin adı Yebus oldu. Bu bölgeye saldırılarda bulunan Mısırlıların ve Sina çölündeki kaybolan İbrani kabilelerin saldırılarına karşı çıktılar ve o bölgeye sahip oldular. Kenâniler yıllar boyunca bu bölgeye olan saldırılara da karşı çıktılar.
                                                       
Hz. Ömer'in Kudüs'ü Fethi

 Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in İsrâ hadisesi gerçekleştiğinde, İslam fetihleri devri başladı. Bu hadisede Kâbe ve Mescid-i Aksa’nın aralarında manevi olarak bağlantı kuruldu. İslam Ordusu Ubeyde Bin Cerrah önderliğinde şehri kuşattılar. Patrik Safronyus şehrin anahtarını Hz.Ömer’in kendisine vermek istedi ve Hz.Ömer şehre geldi. Maddi olarak bağlantı Hz.Ömer (r.a)'ın şehre gelmesiyle gerçekleşti (636). Şehri aldıktan sonra bir emaname (güven fermanı) yazıldı ve Hz Ömer (r.a) şehrin ismini İlya'dan Kudüs’e çevirdi.

Fetih Öncesi Kudüs

M.Ö.16.asırda Kudüs şehri Mısırlı firavunlar tarafından ele geçirildi. Bedevi kabileleri (habiru) Mısırlılara, kralı Ahnatun döneminde saldırıda bulundular ve Mısır kralı Abdihiba onlara karşı çıkamadı ve şehir bedevilerin hâkimiyetinde kaldı. Mısır kontrolüne 1.Sitiy döneminde girdi. (M.Ö 1301-1317) Büyük İskender Filistin’i ele geçirdiğinde Kudüs şehrine sahip oldu. Büyük İskender öldükten sonra yerine gelen halifeleri hâkimiyeti devam ettirdiler. Aynı yıllarda Batilamas Filistin’i ele geçirdi ve Mısır topraklarındaki hâkimiyetine kattı. (M.Ö 323). M.Ö 198 Tarihinde Kudüs Şehrini Suriye’de bulunan Sikolos Nikatur önderliğindeki Sulukilere tabi oldu. Şehir halkı Yunan medeniyetinden etkilendi. M.Ö.63 yılında Roma imparatorluğu kumandanı Bumuci Kudüs’ü ele geçirerek Kudüs’ü Roma imparatorluğu sınırlarına kattı. Kudüs sonra Doğu Roma (Bizans) ve Batı Roma İmparatorluğu olmak üzere 2 kısma ayrıldı. Filistin de doğu tarafın da (Bizans'ta) kaldı. Şehir iktisadi ve ticari olarak 200 yıl boyunca refaha içinde kaldı. Kutsal mekânlara hac mevsimlerinde gelen ziyaretçilerden maddi anlamda çok faydalanıldı. Bu istikrar Kudüs şehrinde fazla devam etmedi. 2. Farisi kral Suriye'yi işgal etti ve bu işgal Kudüs'e kadar uzadı. Kiliseleri, mabetleri ve mukaddes yerleri yerle bir ettiler. Bölgede kalan Yahudiler Hristiyanlardan intikam almak için Farisilere katıldılar ve böylece Bizanslılar şehri kaybetmiş oldular. Bu durum uzun sürmedi ve Bizans imparatoru Filistin’i miladi 628 yılında işgal edip Farisileri şehirden kovdu. Ve Bizans şehre tekrar haç koydu. Genel olarak tarihe baktığımızda Filistin bölgesinde ve özellikle Kudüs şehrinde Yahudilerin bölgede bulunduğu zaman çok kısadır.

Fetih Sonrası Kudüs

Hz.Ömer (r.a) devrinden sonra Emeviler şehri kontrol altına aldılar ve çok önem verdiler. 661 ile 750 yılları arasında hüküm sürdüler. Abbasiler 750 ile 878 yılları arasında Kudüs şehrine hâkim oldular. Abbasiler, Fatimiler ve Karmatiler arasında olan askeri darbelerden dolayı şehirde istikrarsızlık yaşandı. 1071 tarihinde Selçuklular şehre hâkim oldu. Daha sonra Fatimilerle yaptıkları çatışmalardan dolayı haçlılar 88 yıl Kudüs’ü işgal ettiler. Toloni, İhsidi ve Fatimiler (Mısırlılar) zamanında Kudüs ve Filistin Mısıra tabi oldu.

Kudüs'te Selahaddin Eyyubi Dönemi

1187 yılında Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü Hittin Savaşında haçlıların elinden geri almayı başardı. Kudüs halkına en iyi şekilde muamele yaptı. Kübbetü's Sahra’nın üstündeki haç işaretini kaldırttı. Şehrin restore, mimari ve yenilenmesine çok önem verdi. Mübarek Mescid-i Aksa’ya Nureddin Zenki'nin hazırlamış olduğu minberi hediye etti. Bu minberin işlemesi İslam şaheserlerindendir. Selahattin Eyyübi’nin vefatından sonra Fransızlar kral Federik zamanında Kudüs’ü tekrar ele geçirdiler. İngilizlerin elinde 11 yıl boyunca kaldı. 1244 yılında Salih Kral Necmettin Eyyüp tarafından tekrar Müslümanlar tarafından geri alındı. 1243 ile 1244 yılları arasında Moğollar saldırıda bulundular ve şehri aldılar. Fakat Memluküler 1259 yılında Ayn Calut savaşında Seyfettin Kutz ve Zahir Bibars önderliğinde Moğolları yendiler. Ve 1517 yılına kadar Filistin Kudüs dâhil Mısır ve Şam’a hâkim olan Memluklerin hâkimiyetinde kaldı.

Osmanlı Kudüs'te
 

Osmanlılar 28 Aralık 1516’da Sinan Paşa önderliğinde, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferinde Kudüs’e girdiler. Kudüs’ün Fethinden sonra Yavuz Sultan Selim Mukaddes Kudüs şehrini 31 Aralık 1516 tarihinde ziyaret etti ve şehrin ismini Kudüs-ü Şerif olarak değiştirdi. Osmanlı Devleti Kudüs'e 400 yıl hâkim olmuştur. Osmanlı için Kudüs her zaman büyük önem taşımıştır. Kanuni Sultan Süleyman, Sultan 4.Murad, Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz ve 2.Abdülhamid han Kudüs Şehri için pek çok hizmette bulunmuştur.
 

OSMANLI'NIN GİRİŞİ  (Kudüs'ün Fethi)

XVI. yüzyıla girildiğinde Osmanlı Devleti en güçlü dönemlerini yaşıyordu ve kendisine hedef olarak da batıyı seçmişti. Ancak II. Bayezid döneminde Safevi Şahı İsmail tarafından körüklenen şiî propagandası Anadolu da fitne uyandırmıştı. Bu nedenle Yavuz Sultan Selim öncelikle Anadolu birliğini yeniden sağlamak amacıyla İran’daki Safevileri bertaraf etmeye karar verdi.
Çaldıran zaferiyle bertaraf edilen Safeviler den sonra Yavuz yüzünü güneye çevirdi çünkü Mısır, Filistin ve Suriye ye hâkim olan Memluk’ler, Safevî Sultan şah İsmail ile iş birliği yapmışlardı. Bu iki devletin iş birliği, Osmanlı Devleti ve Anadolu birliği için büyük bir tehlike idi. Diğer yandan Memlûklar, Yavuz’un Suriye’yi istila etmesinden de endişe ediyorlardı. Memluk’ler için Suriye, Mısırın anahtar durumundaydı.
Bu saydığımız sebeplerden dolayı, Memlûk Sultan Kansuh Gûrî, Ehl-i Sünnet ulemasının muhalefetine rağmen şah İsmail ile ittifak yapmaktan çekinmedi. Bu ittifak Yavuz’un planlarını değiştirmesine sebep oldu. İran üzerine yürüse, arkadan bir Memlûk tehlikesiyle karşılaşabilirdi. Zirâ Kansuh Gûrî, bu sırada güçlü bir orduyla Halep’e gelmiş, yanında bulunan şehzade Ahmed in oğlu Kâsım Çelebi yi Osmanlı tahtının yegâne varisi olarak ilan etmişti.
Kansuh Gûrî nin bu ittifak Yavuz un işine yaradı. Sünni ve Şafiî olan Suriye halkı Yavuz'un yanında yer aldı. Yavuz, Zenbilli Ali Efendi başta olmak üzere ulemâdan Mülhidlere yardım eden mülhiddir ve üzerine gidilmesi caizdir mealinde fetvalar aldı. Osmanlı Memlûk ilişkilerinin bozulmasının en önemli sebeplerinden birisi de Dulkadiroğullarının izlediği dış politikaydı.
Mumluklara yakın olan Dulkadiroğlu Alaaddin Bey, kendi beyliğinin devamını Osmanlı Devleti ile Memluk’ler arasındaki denge politikasına dayandırmıştı. Nihayet Çaldıran seferine katılmayı reddedişi bardağı taşıran son damla olmuştu. Bunun üzerine Yavuz, Dulkadiroğulları beyliğine son verdi. Alaüddevle’nin başını da Mısır’a gönderdi. Osmanlılar artık Suriye kapılarına dayanmışlardı.
Nihayet Osmanlı ordusu Kuzey Suriye ye girdiği sırada Kansuh Gûrî yanında Halife III. Mütevekkil Alâllah olduğu halde, Halep ten hareketle Merc-i Dâbık a gelmişti. 24 Ağustos 1516'da burada yapılan savaşta, Memlûklar büyük bir bozguna uğradılar. Bu zafer sonrası Yavuz Sultan Selim, Halep te büyük bir coşkuyla karşılandı. Burada başta Halife III. Mütevekkil ile üç mezhebin başkaldılarını kabul eden Sultan, onlara iyi davrandı. Ulu Cami'de okunan hutbede hatip Osmanlı Sultanın Hadimûl Haremeyn ünvanı ile vasıflandırdı.
Yavuz, Halep'ten sonra Şam üzerine yürüdü ve burayı da kolaylıkla zaptetti. Yavuz’un hedefi şimdi Mısır’dı. Ancak başta Kudüs olmak üzere Filistin in önemli şehirleri hâlâ Mumluklu idarecilerin hâkimiyetindeydi. Mısır yolunu emniyete almak için öncelikle buraların ele geçirilmesi gerekiyordu. Bunun için de Yavuz, Vezir-i âzam Sinan Paşa'yı görevlendirdi. Sinan Paşa kısa zamanda Safed, Nablus, Aclun, Gazze ve Kudüs ü fethetti. Yavuz ise bu sırada Şam’dan Kudüs’e gelmişti. Kudüs'ün Osmanlıların eline geçtiği tarihi gün olarak kesin belli değildir. Ancak Tarihçiler 28 Aralık 1516 tarihinde ittifak etmişlerdir. Yavuz Sultan Selim, 31 Aralık 1516'da şehre gelmiştir. Şehrin Osmanlı yönetimine geçişi hakkında kaynaklarda farklı rivayetler yer almaktadır. Bu kaynaklar, şehrin kendi isteğiyle Osmanlı yönetimine geçtiğini yazmaktadır. Ancak, o sıradaki Kudüs Memlûklu valisi İli Bey, Memlûk ordusunda yer almştı ki, Kudüs'ün kendiliğinden Osmanlı yönetimine geçmesi biraz kuşkuludur. Olayların gidişatından anlaşıldığına göre Kudüs'ün fetih tarihi Ekim 1516 (Ramazan-922) olmalıdır. Kışı Şam'da geçiren Yavuz, Aralık ayının sonlarına doğru buradan ayrılarak, 3 Aralık'ta devlet ileri gelenleriyle beraber Kudüs'e geldi.
Yavuz'un şehre gelişi sırasında Kudüs'ün tüm ruhanîleri padişahı şehrin dışında büyük bir tâzimle karşıladılar. Yavuz, ruhanîlere gerekli ilgiyi gösterdikten sonra, şehrin tam karşısında otağını kurdurttu. Bu sıralar ikindi vaktiydi. Padişah akşam namazını Mescid-i Aksa'da kılacağını söyledi. Bunun üzerine görevlilere haber gönderildi. Kur'an'ın sitayişle bahsettiği bu kutsal mabed 12.000 kandille aydınlatılır. Padişah bu kutsal kente namaz vaktinden önce girer. Önce Kubbetü's Sahra'da Rummân Davud (a.s.) ile Nahl-i Hamza (r.a.) ziyaret eder. Sonra Hacer-i Sahra'y tavaf eder. Daha sonra Kubbe-i Sahra'nın altına iner ve burada iki rekât hacet namaz kılar. Buradan akşam namazının edası için Mescid-i Aksa'ya geçer. Görevliler, padişahı kokulu mumlarla karşılarlar. Sultan burada akşam namazını edâ ettikten sonra, biraz dinlenir. Daha sonra burada iki rekât hacet namazı kılar, dualar eder. Yatsıyı da eda ettikten sonra otağna döner. Sultan, ertesi sabah binlerce koyun ve deve kurban ettirir. Kubbe-i Sahra'yı ziyaret eder ve Mescid-i Aksa'da iki rekât hâcet namaz kılar. Daha sonra şehri gezer, Kudüs halkına ihsanlarda bulunur. 1 Ocak 1517'de Kudüs Şehrinden ayrılır.

Osmanlı'nın Kudüs’teki Varlığı

Kudüs’te Osmanlı Dönemi Osmanlı Devleti Kudüs'e 400 yıl hâkim olmuştur. Osmanlı için Kudüs her zaman büyük önem taşımıştır. Yavuz Sultan Selim Yavuz Sultan Selim Mercidabık savaşında Memluk’leri yendikten sonra tüm Şam bölgesini Osmanlı topraklarına kattı ve daha sonra Kudüs Şehrine gelerek Mescid-i Aksa ve Mukaddesatı ziyaret etti. Osmanlının Kudüs Fethi Kudüs halkını çok sevindirdi Sultanın ziyaretinde onu büyük bir yemeğe davet ettiler. Yavuz sultan selim han Kudüs halkına ekonomik reformlar ve düzenlemelere kadar birçok konuda söz verdi. Fakat düzenlemeleri sağlayamadan kısa süre sonra vefat etti. Osmanlının Kudüs Fethin den sonra ispanya kralı Hristiyanların Kudüs’ü ziyaret edebilmesi için Yavuz Sultan Selimden harç karşılığında izin aldı.

Kanuni Sultan Süleyman Kudüs Şehri için birçok hizmette bulundu, bunlardan bazıları; Kudüs Şehrinin surlarını yenilettirdi. Kudüs kalesinin restoresini yaptırdı. Birçok sayıda çeşme Kubbetü’s Sahra’nın yer döşemesi Mescid-i Aksanın Surlarını ve Kapılarını Restore edip yenilettirdi. Meryem validemizin kapısını açtırdı Silsile kubbesinin fayanslarını yenilettirdi. Bab-ı Zehebi kapısını kapattırdı. Kanuninin Eşi Hürrem Sultan Tekkesini inşa ettirdi. Bu tekkeden çok sayıda Fakirin yemek ve ihtiyaçları karşılanıyordu. Kanuni Sultan Süleyman Kudüs şehrinin istikrarı ve güveni için Kudüs-yafa şehri arasındaki yolun kontrolünü El-Ebigavş kabilesine verdi (Onlara Turistlerden gelen aidatlar karşılığında vermişti) Kanuni Döneminde de Hristiyan hacılardan harç alınıyordu.

Sultan Murat Döneminde Kudüs şehrinde istikrar biraz tehlikeye girdi. Bu sebepten dolayı Sultan Murat Kudüs El-Halil yolu üzerinde Şehrin güvenliği için kale inşa ettirdi. Bu kalenin içinde mescit ve kışla bulunmaktaydı. Kalenin içinde Dizdar ve 40 asker görev yapmaktaydı.
Kanuni’nin Kudüs'te kutsal mekânlarda temizliğe ve edebe uyulması hakkındaki Fermanı
Kudüs-i Şerîf beyine ve kadısına hüküm ki: Molla Siyami gelip haber verdi ki; Kudüs-i Şerif'te bulunan Mescid-i Aksa, Sahratullah-ı Müşerref (Kubbetü's-Sahra) ve Hz. İsa'nın Kabri gibi kutsal mekânlara ibadet ve ziyaret için gelen bazı kadınlar o mekânları kirletip, edebe aykırı davranıyorlarmış. Bu haber üzerine buyurdum ki; Emrim oraya vardıktan sonra bu gibi davranışlara kesinlikle izin vermeyin. Şayet bunun aksini duyarsam bilesiniz ki görevden alınmakla kalmazsınız. Sen ki kadısın bu emrimi sicile kaydet ki senden sonra gelen kadılar da bu emrime uysunlar.
Kanuni Sultan Süleyman’ın Kudüs’e 40 milyon akçe, bugünkü bedelle yaklaşık 1 trilyon 500 milyar lira vakfederek burayı bayındır kılmıştır. Yaptırdığı eserlerden sadece çeşmelerin sayısı 18. Sebil el-Silsile... Elvaad Kanuni Çeşmesi... Babel Nezir Çeşmesi... Kudüs Köprüsü üzerinde Sebil bil-Kadissultan… Kudüs Kalesi ve kalenin girişinde Kanuni Namazgâhı... Kale içinde bulunan Lala Mustafa Paşa Camii bulunmaktadır. Caminin minaresinin 19. yüzyıldan bu yana Davut kulesi adıyla anılmaktadır.
Peygamber Efendimiz (s.av.)’in Miraca yükseldiği kutsal kayayı çevreleyen kutsal yapı. 7. yüzyılda Halife Abdul melik tarafından yaptırılmış. Bugünkü görünümünü Kanuni döneminde almış. Kanuni bu kutsal mabedin dış yüzünü mermer ve çinilerle bezemiş. Mavi yeşil ve sarıyla karışık bu çiniler binaya bugünkü özelliğini veriyor. Yapıya ayrı bir güzellik kazandıran ve Kanuni tarafından yaptırılan mermer kaplamalar göz dolduruyor. Binanın üst kısmını saran bir kitabe görüyoruz. Kitabe kuşağı renkli sır tekniğiyle yapılmış. Kuşak Kanuni’nin ismini taşıyor. 1551 yılında yazılmış.
1327 yılında Memlukler tarafından yenilenmiş. Avlunun dört bir tarafına serpiştirilen çoğu Osmanlı eseri olan namazgâhlarsa her dönemin izlerini taşıyor. Avluda bir köşe daha var ki Osmanlı su medeniyetinin en güzel örneklerinden biri sayılmalı. 1525 yılından kalma bu şadırvan Kudüs valisi Kasım Paşa tarafından yaptırılmış. Suyu yine bir Osmanlı eseri olan sultan havuzundan sağlanıyor. Sultan havuzu, Kanuni’nin Kudüs’e kazandırdığı en önemli armağanlardan bir tanesidir. Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman Kudüs şehrini çevreleyen surları 1542 yılında inşa ettirdi.

Kudüs Şehri Sulta Murad döneminde Sayda ve Akka eyaletine bağlı bir sancak bölgesiydi. Napolyon Gazze, Yafa ve Ramla şehirlerini işgal ettikten sonra Kudüs halkına yazı yazarak emirlerine uymalarını istedi ama Kudüs halkı cevap olarak Akka eyaletine bağlı olduklarını ve akadan bir emir gelirse size uyarız dediler. Napolyon bunun üzerine Akka şehrine saldırdı fakat Ahmet paşa şehri surlarla çevirmişti ve Napolyon başarısız oldu. Kudüs 1820 yılında Şam eyaletine bağlandı. 1831 de mısır prensi İbrahim paşa Kudüs ve Şam bölgesini işgal etti ve o dönemde bölgede çok sayıda çatışma oldu çünkü Osmanlı 1841 tarihinde bölgeye tekrar hâkim oldu.

Sultan Abdülmecid döneminde Osmanlı Kudüs’e tekrar hâkim oldu. Sultan Abdülmecid Sultan Abdülmecid Mescidi Aksanın restoresini yaptırmıştır ve 20000 altın harcamıştır. Bu dönemde Kudüs şehrinin nüfusu artmıştır ve 1858 de insanlar Kudüs surları dışına yerleşmeye başlamıştır.

Sultan Abdülaziz döneminde 1867 tarihinde, Kudüs çok gelişmeye başladı ve birçok yol ve çarşı inşa edildi.(Kudüs-yafa ve Kudüs-Nablüs şehri arasındaki yol) Kudüs’ün yolları mermerlerle döşendi, bu döşemeler günümüze kadar bölgede mevcuttur. Sultan Abdülaziz mescidi aksanın süslemesi ve restoresine 30000 Osmanlı akçesi harcadı ve Umeri camisini inşa ettirdi. 1892’de Kudüs-Yafa şehri arasında tren yolu inşa edildi 1909 yılında El-Halil kapısının yanına büyük kale inşa edildi ve yanına çeşme yaptırıldı. Kudüs şehri Osmanlı Döneminde 400 yıl boyunca barış ve huzur içinde yönetildi. 1.Dünya Savaşı’ndan sonra ise Kudüs’ün yönetimi Osmanlı idaresinden çıkarak İngiliz mandasına geçti ve 1948 tarihinde İsrail Devleti Batı Kudüs’te kuruldu. 1967 tarihinde İsrail Kudüs’ün tamamı işgal etti.

Osmanlı Sonrası (İsrail ve İngiliz İşgali)

09 Aralık 1917 tarihinde Kudüs Şehri İngilizlerin eline geçti ve İngiliz mandası haline gelerek Filistin’in başkenti oldu.14 Mayıs 1948 tarihinde İngilizler Kudüs şehrinden çıkarak, bölgede İsrail işgalci devleti kurdular ve o tarihte Arap İsrail çatışmaları başladı. Filistin’in 5’te 4’ünü işgal ettiler. Kudüs şehri o tarihte ikiye ayrıldı, Batı Kudüs İsrail işgali altında kaldı, doğu Kudüs Ürdün kontrolünde Müslüman Arapların elinde kaldı. 1967 savaşının 7.Gününde İsrail Kudüs Eski şehrinin tamamını işgal etti. Bu işgal hala devam etmektedir. Bu süreç içinde şehir halkı işgale karşı direnişe devam ettiler. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa İsrail tarafından yönetilmektedir. İsrail’in Kudüs’ü Yahudileştirmeye yönelik çalışmaları devam etmektedir. Arap Müslümanları şehirden çıkarmak için planlar kuruyorlar. Siyasi ve Demografiyi değiştirmeye çalışıyorlar. Kudüs Şehri Adaletin ve Hukukun var olduğu bir ortamı aramaktadır ve bu ortama kavuşmak için gelecek günü özlemle beklemektedir.

Kudüs Fermanı

Ermeni Patriği Serkiz, diğer papazlarla birlikte Sultan'a gelerek kendilerine in'amda bulunmasını arzu ederler. Eskiden beri tasarruflarında bulunan kilise ve ma'bedleri yine kendilerinin tasarruf etmesi, Hz. Ömer ve Selâhaddin Eyyubi'nin kendilerine verdiği ahidnâmeyi Yavuz'un da yenilemesini arzu etmişlerdir. Bunun üzerine; 'eskiden beri tasarruf yetkisine sahip Ermeni râhiplerin, Kamame, Hz. İsa'nın doğduğu Beytüllahım mağarası, kuzeydeki kapının anahtarı, içerde kamame kapısındaki iki şamdan ve kandilleri, Büyük Kiliseleri, Mar Yakub, Deyr'üz-Zeytun, Habs'ül-Mesih kiliseleri, bunlara ait vakıflar, bağlar, bahçeler, aynı dine mensup Habeş, Kıptî ve Süryâni milletleri, bunların terekeleri ve benzeri hususlarda yine tasarrufa yetkili olduklarına karar verilmiştir. Bunlara kimse müdâhale edemeyecektir. Evlâdlarım, vezirler, sâlihler, kadılar, beylerbeyleri, sancakbeyleri, voyvodalar, subaşılar vesaireler bununla amel etsinler'diye emir vermiştir.
Kışı Şam'da geçiren Yavuz, Aralık ayının sonlarına doğru buradan ayrılarak, 3 Aralık'ta devlet ileri gelenleriyle beraber Kudüs'e geldi. Yavuz'un şehre gelişi sırasında Kudüs'ün tüm ruhanîleri padişahı şehrin dışında büyük bir tâzimle karşıladılar. Yavuz, ruhanîlere gerekli ilgiyi gösterdikten sonra, şehrin tam karşısında otağını kurdurttu. Bu sıralar ikindi vaktiydi. Padişah akşam namazını Mescid-i Aksa'da kılacağını söyledi. Bunun üzerine görevlilere haber gönderildi. Kur'an'ın sitayişle bahsettiği bu kutsal mabed 12.000 kandille aydınlatılır. Padişah bu kutsal kente namaz vaktinden önce girer. Önce Kubbetü's-Sahra'da Rummân- Davud (a.s.) ile Nahl-i Hamza (r.a.)ziyaret eder. Sonra Hacer-i Sahra'y tavaf eder. Daha sonra Kubbe-i Sahra'nın altına iner ve burada iki rekât hacet namaz kılar. Buradan akşam namazının edası için Mescid-i Aksa'ya geçer. Görevliler, padişahı kokulu mumlarla karşılarlar. Sultan burada akşam namazını edâ ettikten sonra, biraz dinlenir. Daha sonra burada iki rekât hacet namazı kılar, dualar eder. Yatsıyı da eda ettikten sonra otağına döner. Sultan, ertesi sabah binlerce koyun ve deve kurban ettirir. Kubbe-i Sahra'yı ziyaret eder ve Mescid-i Aksa'da iki rekât hâcet namaz kılar. Daha sonra şehri gezer, Kudüs halkına ihsanlarda bulunur. 1 Ocak 1517'de Kudüs Şehrinden ayrılır.

 

Kudüs şehri Filistin’in orta bölgesinde bulunmaktadır. Şehir Doğu ve Batı olarak iki kısımdan oluşur. Şehrin asıl kısmı Doğu Kudüs (eski Kudüs) tür. Eski Kudüs şehrinin kurulduğu yer dağlık bir bölgeden oluşuyordu. Mescidi Aksa ve Kubbetüs Sahra Moriya Dağında (seçilmiş dağ)kurulmuştur. Dağın yüksekliği 770 metredir. Bölgede Akar Dağı ve Kıyamet Kilisesi bulunmaktadır. Bölgedeki Nabarita Dağı, Sahira Kapısı'na yakın bir bölgededir. Güney ise batıda Sihyon Dağı (Hz.Davud Dağı) vardır. Kudüs şehrinin konumu Akdeniz'in doğusunda sıralı dağları takip ederek hafif batı yönüne meyillidir. Akdeniz’den yüksekliği 750, Ölüdeniz den ise 1150 metredir.
Coğrafi olarak Kudüs şehri stratejik bir konuma sahiptir ve önemi büyüktür. Bunun nedeni Kudüs şehrinin bölgeden yüksek olan bir tümseğin üzerinde bulunması ve dağların tepesinde kurulmasındandır. Eski zamanlarda Kudüs şehri çöldü. Şehir doğu, batı ve güneyden vadilerle çevrili idi. Bölge kuzey ve kuzey batı tarafından açıktı. Kudüs şehri Doğudaki Ürdün Vadisinden başlayan batıdaki Akdeniz’e dökülen akarsuların bol olduğu bir bölgededir. Kudüs merkezi konumundan dolayı pek çok bölgeye ulaşım olarak ve ticari olarak aracı olmaktadır.
35. meridyenin ve 13. paralelin doğusunda, 31. meridyen ve 52. meridyenin kuzeyindedir. Akdeniz’e 52 km, Ölü Deniz’e 22km ve Kızıl Deniz’e 250 km uzaklıktadır. Ürdün’ün başkenti Amman’a 88 km, Lübnan’ın başkenti Beyrut’a 388km, Suriye’nin başkenti Şam‘a ise 290 km uzaklıktadır.

Şehrin yüzölçümü ise 19331 km²dir. Surlarla çevrili kare biçimindedir, SURLAR 40 adım yüksekliktedir, surların üstünde 34 adet gözetleme kulesi mevcuttur. Bu surun 7 tane giriş kapısı bulunmaktadır

1- Halil Kapısı
2- Cedid Kapısı
3- Amud Kapısı
4- Sahire Kapısı
5- Megaribe Kapısı
6- Esbat Kapısı
7- Hz.Davud Kapısı     

Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman surları 1542 yılında inşa ettirdi ve bu tarihten günümüze kadar surlar sağlam bir şekilde yapısını korumuştur. 19. asrın sonrasından 20. asrın başlarına kadar nüfus çoğalmasından dolayı eski Kudüs bölgesinde yer kalmadı ve halk surların dışına çıkarak yeni semtler inşa etmeye başladı bu bölgelere yeni Kudüs denmeye başlandı, yerleşimler kuzey batı ve güneye doğru yayılmıştır. Arap Müslümanların yaşadığı bölgelerde Yahudi yerleşim birimleri oluşturulmasından dolayı belediyenin yaptığı işler orada yaşayan Yahudilerin menfaatineydi, batı bölgesinde sınırların uzaması kilometrelerce oldu. Güneyde ise birkaç 100 metre oldu.
Kudüs ve diğer Arap ve Müslüman köylerinin birleşmesi engellendi ve aralarına sınır konuldu. Örneğin: Attur, Şâfat, Der Yesin, Lefte, Silvan, El Aysuviye, Ayn Karim, El Malihe, Beyt Safafa... Bu köyler Kudüs’ün bir mahallesi derecesinde yakın olmasına rağmen 1921’e kadar Kudüs’ün sınırları dışında kalmıştır.
1921 yılında belediye tarafından Kudüs şehrinin sınırlarını yeniden çizildi. Bu yeni sınırlara da Kudüs’e doğu kısmından 400 metre kadar ilave edildi. Şehrin Kuzey kısmından ise Sahira Kapısı, Ceviz ve Şeyh Cerrah Mahalleleri Kudüs’e ilave edildi. Fakat Kudüs’ün güney kısmında değişiklik yapılmadı ve şehrin sınırı surlara kadar sabit kaldı. Şehrin Batı kısmı Doğu kısmından birkaç kat büyük olmasına rağmen batı kısmında daha çok ilave oldu. Nedeni ise Yahudilerin çoğunlukla Kudüs’ün batı kısmanda yaşamasıydı. Şehrin Batı kısmında bazı Arap Müslüman toplulukları yaşıyordu bunlar Katamun, Buka, Faka, Tahta, Talibiyye, Variyye, Şeyh Bedir ve Memenullah topluluklarıydı.
Belediyenin 2. büyük sınır çizimi ise 1946 -1948 yılları arasında oldu. 1946 yılında başlandı. 1921 batı kısmında yapılan ilavenin daha büyüğü gerçekleşti, büyütmek adına doğu taraftan Silvan köyü ve güney taraftan Ceviz Vadisi Kudüs’e ilave edildi. Yüz ölçümü bu yıllar arasında 20199 dönüme ulaştı, inşa edilen alan 1918 de 4130 dönümden 1948 de 7230 dönüme çıkarıldı.
1947 ve 1949 yılları arasında uluslararası bölünme fikri ortaya çıktı. Bu bölme fikri yeni değildi daha önceden vardı. Bil heyetin bir öneri sundu ve bu öneride Kudüs, Beyt lehem, el düd, Ramle, yafa şehirlerinin Arap ve Yahudi devletlerinin dışında kalmasını, bu iki ülkenin aralarında serbest ve güvenli bir bölge olmasını önermekteydi. Bu öneride geçen maddeler şunlardır;
1. Kudüs şehri bağımsız olacak
2. Arap ve Yahudi şehirleri arasında olacak
3. Uluslararası sisteme bağlı kalacak
4. Birleşik Milletler tarafından yönetimi yapılacak
5. Birleşik devletler tarafından bir meclis kurulup, bu bölgenin yönetimi sağlanacaktı

Bu kararlar Kudüs’ün sınırlarını çizdi ve batıda Ayn Karim ve Mota; kuzeyde Safat; doğuda: Ebu-Dis; güneyde Beytullahim iki ülkenin sınırlarının dışında kalacaktı.

1948 yılında çıkan savaşlar Kudüs’ün bölünmesini hızlandırdı. 13.07.1951 Arap Kudüs Belediyesinin ilk defa seçimleri yapıldı ve Kudüs şehrini genişletmek için büyük çaba sarf edildi, Kudüs’te halkın çoğaltılması için buna ihtiyaç duyuldu.
01.04.1952 de Arap Kudüs Belediyesinin Kudüs’ü genişletmek adına sunduğu öneri ilk defa onaylandı, Bu öneride şu mıntıkalar Kudüs şehrine ilave edildi: Silvan Köyü, Raasul Amud, El-Savvane, Ardul Semmar ve Şahvat Köyünün güney kısmı, böylelikle bu ilave edilen kısım 4.5 km oldu.
Bu alanın 3 kilometresine anca bina inşa edildi Zeytin Dağının tepesinde, Meşarif Dağının batısında ve güneyinde ev inşa etme yasağı kanunu kendil tarafından çıkartıldı. Bu yasaktan dolayı 12.02.1957 tarihinde belediye meclisi sınırları genişletmek için proje hazırladı. Bu yasaktan dolayı Kudüs belediye meclisi 22.06.1958 tarihinde belediye sınırının kalendiya havaalanına kadar (500 mt) uzatmak için bu projeyi sundu ve bu karar 1959‘a kadar neticeye varamadı. 1963 seçimlerinden sonra 1964 yılında 75 km’lik bir genişletme projesi önerildi. 1967 de savaştan dolayı proje durduruldu ve başarısız oldu.
Fakat batı Kudüs’ün genişletilme projesine devam edildi, batı kısmı ve güney batısı genişletildi, ve yeni Yahudi yerleşim birimleri oluşturuldu bunlar: Kriatoyofi, Kriyatnahiym, İyr Nahanim Ayn Karim Köyleri Beyt Safafa Yasin, Lefta ve El Maliha. Batı Kudüs’ün yüzölçümü 38 km² ulaşmıştır.
İsrail Doğu Kudüs’ü 1967 yılında savaşın çıkmasından sonra işgal etti. 28.06.1967 tarihinde Siyonistlerin hedefleri büyük bir alanı kapsamak ve Arap Müslümanları azınlık durumuna düşürmekti. Belediye sınırları genişlettiler, toplam 28 köy ve şehir İsrail Kudüs belediyesine bağlandı. Arap Müslümanlar, İsrail tarafından o bölgelerden çıkartıldı. Bunu sonucunda İsrail Kudüs belediyesinin sınırları 6,5 km²’den 70,5km²’ye ulaştı. Batı ve Doğu Kudüs’ün yüz ölçümü toplam 48,5 km² oldu.
1995 yılında Kudüs’ün yüzölçümü tekrar batı yönüne genişletildi, Günümüzde Kudüs’ün yüz ölçümü toplam 123 km² dir.

 

 

Mescid-i Aksa'da Bulunan Osmanlı Eserleri


Mescid-i Aksa'nın Kubbesi

Bu kubbe cami ile birlikte Emeviler tarafından yapılmıştır, şuan Emevilerin eserlerinden Kıble cami ve bu kubbe kalmıştır.

Mescid-i Aksa'nın İmar Heyet Ofisi

Osmanlı yapımı olan bu bina Mescidi Aksanın avlusunda olup Miraç kubbesinin kuzeyindedir. 1700 yılında inşa edilmiştir, Şeyh Halili bu odayı zikir, ibadet, itikâf odası olarak kullanıyordu.

Ervah Kubbesi

Bu kubbe El Ervah mağarasının ve kuzey batıda bulunan kemerin yakınındadır.16. yüzyılda inşa edilmiştir, bu kubbe 8 şeklinde olup üstü geniştir. Kubbet’üs Sahra avlusunun güney batı yönünde bulunmaktadır. Boyunun uzunluğu 12 metre, genişliği 8 metre, derinliği ise 10 metredir.   

Tercüme Odası

Bu oda Kubbet’üs Sahra avlusunun kuzey doğu yönünde bulunmaktadır, şuan da tercüme ofisi olarak kullanılmaktadır. Paragraf tercümeleri ve ziyaretçiler için bilgilendirme kitapları tercüme ediliyor. Daha önce bu oda ilim ve ibadetler için tahsis edilmişti. Altındaki oda da daha önce ilim ve ibadetler için kullanılıyordu ancak şimdi güvenlik odası olarak kullanılmaktadır.

Öğretmenlerin Odası

Osmanlı yapımı olan bu oda Kubbet’üs Sahra avlusunun doğu taraflarında bulunmaktadır. Daha önceleri bu ve altındaki oda ibadetler için tahsis edilmiş halve ( inziva )odası olarak kullanılmaktaydı, üst odayı şuan Mescid-i Aksa’nın fıkıh hocaları kullanmaktadır, alttaki oda ise güvenlik odası olarak kullanılıyor.

Yusuf Kubbesi

Osmanlı yapımı olan bu kubbe Kubbet’üs Sahra avlusunda, Nahaviye kubbesinin ve Burhaneddin minberinin aralarında bulunmaktadır. Hacim olarak küçüktür İç taraflarından üstü açıktır, yan taraflarında duvar bulunmayıp sadece güney tarafında duvar bulunmaktadır. Şehrin surlarından büyük bir mermer taşı getirilip kubbenin on tarafına takılmıştır. Bu mermerde motifler, nakışlar ve yazılar mevcuttur mermerde Yusuf İbni Eyyubi, yani Selahaddini Eyyubi’nin ismi yazılıdır.

Elektrik Onarım Odası

Osmanlı binası olan bu oda Kubbet’üs Sahra avlusunun batı yönünde kuzey ve güney Kemerlerine yakındır. Şuan Mescidi Aksanın elektrik onarım odası olarak kullanılmaktadır. Altındaki oda ise elektrik trafo odası olarak kullanılmaktadır. Her ikisi de daha önce halve (inziva) odası olarak kullanılmaktaydı.

Müezzinler Odası

Osmanlı binası olan bu oda Kubbet’üs Sahra avlusunun batı tarafında kuzey ve güney kemerlerine yakındır. Şuan Mescidi Aksanın ezan seslerinin yükseldiği yerdir. Altındaki oda ise sağlık muayene odası olarak kullanılıyor. 


Kaynak: mirasimiz

Bu haber 29 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÜLTÜR-SANAT Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • İbretlik Resimler
    İbretlik Resimler
  • Kısaca 2017
    Kısaca 2017
  • Büyükler Bir Söyler Hikmeti
    Büyükler Bir Söyler Hikmeti
  1. İbretlik Resimler
  2. Kısaca 2017
  3. Büyükler Bir Söyler Hikmeti
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Kör Olduğu halde Dokunduğunu Çizen Türk
    Kör Olduğu halde Dokunduğunu Çizen Türk
  • Rusyada Bayram Namazı Camide Yer Olmayınca Caddeler taştı
    Rusyada Bayram Namazı Camide Yer Olmayınca Caddeler taştı
  • Mehmet Görmez Amerika'da Tarihi Hutbe
    Mehmet Görmez Amerika'da Tarihi Hutbe
  • Kuran Kurslarında ne kadar Başarılı olmuşuz
    Kuran Kurslarında ne kadar Başarılı olmuşuz
  • Fatiha Suresi Abdulsamed
    Fatiha Suresi Abdulsamed
  1. Kör Olduğu halde Dokunduğunu Çizen Türk
  2. Rusyada Bayram Namazı Camide Yer Olmayınca Caddeler taştı
  3. Mehmet Görmez Amerika'da Tarihi Hutbe
  4. Kuran Kurslarında ne kadar Başarılı olmuşuz
  5. Fatiha Suresi Abdulsamed
VİDEO GALERİ
YUKARI