Bugun...



Zikir Nedir? Zikir Nasıl yapılır? Allah'ı Zikretmek
Tarih: 12-11-2015 21:11:32 + -


Cenabı Allahı Hakkı ile Zikredebilen, Onun Yakınlığını sevgisini elde eden, Zikir meclislerini Seven iştirak eden kullarından eylesin... Zikrini Fikrimizden Aşkını Gönlümüzden Çıkarmasın inşallah. Amin.


Zikir Nedir? Zikir Nasıl yapılır? Allah'ı Zikretmek

 

ALLAH’I ZİKRETMEK

 

Ebu’d Derda (RA)’ın rivayetine göre Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor: “Hey; en hayırlı, en temiz, derecenizin yükselmesini en çok sağlayıp bilecek, altın ve külçe bağışlamaktan daha üstün ve düşmanla karşılaşıp vurmak veya vurulmaktan daha sevap kazandırıcı amelinizi söyleyeyim mi? Bu ameliniz Allah’ı zikretmektir.”

Ebu Cafer’in (RA) rivayetine göre Peygamber (SAV) Efendimiz şöyle buyuruyor: “Amellerin en zorları şu üç tanesidir:

1-) İnsanın adaleti kendi nefsine kendi nefsine uygulaması

2-) Müslüman kardeşini kendisi ile eşit tutması

3-) Allah’ı zikretmek”

Rivayete göre Muaz b. Cebel (RA) bir defasında  “İnsanoğlunun azaptan en kurtarıcı ameli Allah’ı zikretmektir.” dedi. Dinleyicilerden  “Allah yolunda cihat etmek de ondan kurtarıcı değil mi?” diye sormaları üzerine sözlerine şöyle devam etti: “Hayır, Allah yolunda cihat etmek bile zikir kadar kurtarıcı değildir. Çünkü Yüce Allah:

 

ولذكرالله أكبر:

 

“Allah’ı zikretmek en büyük ibadettir.” buyurmuştur.”   (ANKEBUT SURESİ - 45. AYET)

Hasan-ı Basri’nin (RA) nin belirttiğine göre Peygamberimiz (SAV): “En faziletli amel hangisidir?” sorusuna “Allah’ı andığı için henüz ıslak duran bir dille ölmektir.” cevabını vermiştir.

Malik b. Dinar’ın (RA) belirttiğine göre “Allah’la söyleşmeyi, kullarla konuşmaktan daha cana yakın bulmayan kimse az amel işlemiş kalbi körelmiş ve ömrünü boşa harcamıştır.”

Enes b.Malik (RA)’ın rivayetine göre Peygamberimiz (SAV) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah’ı zikretmek imanın bayrağı, münafıklıkla ilgisizliği belirten açık belge, şeytana karşı bir hisar ve cehennem tehlikesine bir sığınaktır.”

“Düşmanları yakınlarına kadar sokulan bir kavim düşününüz. Kavmin bir kalesi vardır. Düşmanın gelmek üzere olduğunu öğrenince kaleye kapanıp kapılarını kilitlemişler ve böylece kendilerini düşmanlarına karşı güven altına almışlardır. Peygamberimiz (SAV), Hz Yahya ile ilgili bu kıssayı anlattıktan sonra sözlerine devam etti: Ulu Allah’ın Yahya’ya emretmiş olduğu bu beş ibadetin yanında ben size ayrıca şu beş şeyi de emrediyorum ki onları da bana Ulu Allah emretmiştir:

1-) Cemaati ihmal etmeyiniz.

2-) Size verilecek emirleri dinleyip başınızdakilere itaat ediniz.

3-) Gerekirse hicret ediniz.

4-) Allah’ın düşmanlarına savaşınız.

5-) Kim ki cahiliye dönemi ağzı ile dua ederse o cehennemin derinliklerinde yanacak bir odundur.”

Abdullah b. Umeyr’in belirttiğine göre :“Kim ki –Elhamdülillah- derse önünde gökyüzünün kapıları ona açılır. Tekbir yerle gök arasını doldurur. Allah’ı tesbih etmenin sevabını takdir etmeye O’ndan başka hiç kimsenin bilgisi yetmez. Ulu Allah bu konuda şöyle buyurur:“ Kulum benim adımı içinden zikredince ben de onu içimden anarım. Kulum benim adımı bir grup içinde zikrederse ben de onu o gruptan daha üstün ve değerli bir grup yanında anarım.”

Kim ki yatağına uzandığı zaman Allah’ı zikreder de bu halde iken uykuya dalarsa uyanıncaya kadar zikretmiş gibi defterine sevap yazılır.

Allah’ın kulunu anması, zikretmesi; onu affetmesi günahlarını bağışlaması demektir. Buna göre kul, Allah’ı zikredince Allah ta onun günahlarını affetmek suretiyle kendisini anar.

Kaab’ül Ahbar’ın belirttiğine göre Ulu Allah peygamberlerinden birine indirmiş olduğu bir kitapta şöyle buyuruyor: “Kim beni zikretmeye dalar da bu yüzden benden bir şey istemeye fırsat bulamazsa ona benden bir şeyler isteyenlerden daha fazla nimetler bağışlarım.”

Fudayl b. İyad’ın belirttiğine göre: “Kandil, karanlık bir evin halkını nasıl aydınlatıyorsa içinde Allah’ın adı anılan ev de gök halkını (melekleri) aydınlatır. Buna karşılık içinde Allah’ın adı anılmayan evin halkı karanlıkta kalır.”

Bildirildiğine göre Hz Musa (AS) Allah’a: “Ya Rabbi! Senin sevdiklerini sevmediklerinden nasıl ayırt edeceğim?” diye sordu. Allah ta “Ya Musa! Ben sevdiklerime iki alamet bağışlarım.” buyurdu. Hz Musa: “Bu alametler nelerdir?” deyince Ulu Allah şöyle buyurdu: “Ya Musa! Birinci alamet olarak ona beni zikretmeyi ilham ederim de böylece göklerde ve yeryüzünde onu anarım. İkinci alamet olarak ta onu haramlarımdan ve gazabımdan uzak tutarım ki azabıma ve belalarıma çarpılmasın. Buna karşılık nefret ettiğim kula da iki alamet veririm.” Hz Musa : “Ya Rabbi! O alametler nelerdir?” diye sorunca Allah şöyle buyurdu: “Ya Musa! Nefret ettiğim kula birinci alamet olarak beni zikretmeyi unuttururum. İkinci alamet olarak da onu nefsinin arzuları ile baş başa bırakırım ki haramlarıma düşerek gazabıma uğrasın da azabıma ve belalarıma çarpılsın.”

Ebu Melih’in babasına dayanarak anlattığına göre bir gün Peygamberimiz (SAV) binek hayvanının arkasına birini bindirmiş fakat biraz gidince hayvanın ayağı sürçmüş her ikisini de yere düşürmüştü. Bunun üzerine adam: “Kör olası şeytan” deyince Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurdu:

“Şeytana kör olası diye lanet etme. Çünkü o zaman o evin içine sığmayacak şekilde devleşir. Böyle diyeceğine Bismillah de ki o takdirde o küçülerek sinek kadar olur.”

Cübeyr’in rivayetine göre Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor: “Meclislerin kefareti şudur: İçinizden biri bulunduğu meclisten kalkmak isteyince:-Sübhanekellahümme ve bihamdike Eşhedü en la ilahe illa ente estağfiruke ve etübü ileyk. (Allah’ım sana hamd ederek seni noksanlıklardan tenzih ederim. Şehadet ederim ki senden başka ilah yoktur. Ve günahlarımdan dolayı sana tevbe ediyorum.) demelidir. Eğer kişinin ayrıldığı meclis bir zikir meclisi ise bu dua kıyamete kadar bir damga gibi üzerinde kalır. Yok, eğer gevezelik meclisi ise bu dua orada girdiği günahlara kefaret olur.”

Hz Ömer’in (RA) belirttiğine göre: “İnsan çarşıya girerken: La ilahe illallahü ve vahdehü la şerike leh. Lehül mülkü velehül hamdü yuhyi ve yümitü ve hüve hayyün la yemütü biyedihil hayr ve hüve ala külli şey’in kadir. (Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir, ortağı yoktur. Mülk ve hamd O’na mahsustur. Kendisi ölümsüz diri olduğu halde diriltir ve öldürür, hayır O’nun elindedir. O her şeye kadirdir.) derse Allah onun defterine bir milyon sevap yazar, bir milyon günahını siler ve derecesini bir milyon kere yüceltir.”

Aziz kardeşim, Bilesin ki, Allah’ı zikretmek ibadetlerin en faziletlisidir. Çünkü Ulu Allah diğer ibadetlerin miktar ve sürelerini belirttiği halde zikrin miktar ve süresini belirtmemiş sadece çok zikretmeyi emretmekle yetinmiştir.

 

 

 

Nitekim Ulu Allah şöyle buyuruyor:

 

يآأيهاالذين آمنوااذكرواالله ذكراكثيرا:

 

“Ey Müminler! Allah’ı çokça zikredin.”   (AHZAB SURESİ - 41. AYET)

Yani “Allah’ı her durumda zikrediniz.” Her durumda Allah’ı zikretmek şöyle açıklanabilir: İnsan şu dört durumdan birinde bulunabilir:

1-) İbadet durumunda

2-) Günah işleme durumunda

3-) Nimet durumunda

4-) Sıkıntı durumunda

Eğer insan İBADET DURUMUNDA ise kendisini ibadet yapmaya muvaffak buyurduğu için Allah’ı zikretmeli ve O’ndan ibadetini kabul etmesini dilemelidir. Eğer GÜNAH İŞLEME DURUMUNDA ise Allah’ı zikrederek işlediği günahtan vazgeçmeli ve O’ndan işlediği günahı affetmesini dilemelidir. Eğer NİMET DURUMUNDA ise Allah’a şükrederek O’nu zikretmelidir. Eğer SIKINTI DURUMUNDA ise sabrederek O’nu zikretmelidir.

Ayrıca bilesin ki Allah’ı zikretmenin beş iyi özelliği vardır. Bu özellikler şunlardır:

1-) Allah’ın rızasını kazandırır.

2-) İnsandaki ibadet arzusunu arttırır.

3-) İnsanı şeytanın şerrinden korur.

4-) Kalbi yumuşatır.

5-) Günah işlemeyi önler.

 

 

Zikir’in Anlamı

 

Zikir kelimesinin sözlük anlamı “bir şeyi telaffuz etme, zihinde hazır etme,  hatırlama, anma” demektir.

Allah’ı Unutanlat

 

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

Allah'ı unutup da, Allah'ın kendilerine öz benliklerini unutturduğu kişiler gibi olmayın. Onlar Rabbine baş kaldırmış kişilerdir."

Haşr 59/19

 

Hesap Gününü Unutanlar

وَقِيلَ الْيَوْمَ نَنسَاكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَذَا وَمَأْوَاكُمْ النَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّاصِرِينَ

Denilir ki: Bu güne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unuturuz. Yeriniz ateştir, yardımcılarınız da yoktur.

Casiye 45/34

Allah’ı Zikretmenin Önemi

اَلَّذينَ امَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّهِ اَلَا بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ

Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.

Rad, 28.

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اذْكُرُوا اللّهَ ذِكْرًا كَثيرًا () وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَصيلًا

Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin.

Ahzab, 41-42.

اَلَمْ يَاْنِ لِلَّذينَ امَنُوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَكَثيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ

İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen Kur'an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.

Hadid, 16.

Allah’ı Zikret ki Allah da Seni Zikretsin

فَاذْكُرُونى اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوالى وَلَا تَكْفُرُونِ

Öyle ise siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin!

Bakara, 152.

"Resûlullah buyurdular ki:

يَقُولُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي وَأَنَا مَعَهُ حِينَ يَذْكُرُنِي إِنْ ذَكَرَنِي فِي نَفْسِهِ ذَكَرْتُهُ فِي نَفْسِي

"Allah Teâla hazretleri diyor ki: "Kulum, hakkımda nasıl bir zan yürütürse ben öyleyimdir. O, beni zikredince ben onunla beraberim. O beni içinden geçirirse, ben de onu içimden geçiririm.

وَإِنْ ذَكَرَنِي فِي مَلَإٍ ذَكَرْتُهُ فِي مَلَإٍ هُمْ خَيْرٌ مِنْهُمْ وَإِنْ تَقَرَّبَ مِنِّي شِبْرًا تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا وَإِنْ تَقَرَّبَ إِلَيَّ ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ مِنْهُ بَاعًا وَإِنْ أَتَانِي يَمْشِي أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً

O, beni bir cemaat içerisinde anarsa, ben de onu, onunkinden daha hayırlı bir cemaatte anarım. O, bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim."

Müslim, Zikr, 2.

رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْماً تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ  

(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.

Nur 24/37.

اَلَّذينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فى خَلْقِ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ رَبَّنَا مَاخَلَقْتَ هذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru !

Al-i İmran, 191.

اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ  

Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklardan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir.

Ankebut, 29/45.

Rasulullah buyurdu ki:

“Allah Teâlâ’nın yollarda dolaşıp zikredenleri tesbih eden melekleri vardır. Bunlar Cenâb-ı Hakk’ı zikreden bir topluluğa rastladıkları zaman birbirlerine “Gelin! Aradıklarınız burada!” diye seslenirler ve o zikredenleri dünya semâsına varıncaya kadar kanatlarıyla çevirip kuşatırlar. Bunun üzerine Allah Teâlâ, meleklerden daha iyi bildiği halde yine de onlara:

- “Kullarım ne diyor?” diye sorar. Melekler:

-  Sübhânallah diyerek seni ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan  tenzih ediyorlar, Allâhü ekber diye tekbir getiriyorlar, sana hamdediyorlar ve senin yüceliğini dile getiriyorlar, derler.

Konuşma şöyle devam eder:

- “Peki onlar beni gördüler mi ki?”

- Hayır, vallahi seni görmediler.

- “Beni görselerdi ne yaparlardı?”

- Şayet seni görselerdi sana daha çok ibadet ederler, şânını daha fazla yüceltirler, ulûhiyyetine yakışmayan sıfatlardan seni daha çok tenzih ederlerdi.

- “Kullarım benden ne istiyorlar?”

- Cennet istiyorlar.

- “Cenneti görmüşler mi?”

- Hayır, yâ Rabbi! Vallahi onlar cenneti görmediler.

- “Ya cenneti görseler ne yaparlardı?”

- Şayet cenneti görselerdi onu büyük bir iştiyakla isterlerdi, onu elde etmek için büyük gayret sarfederlerdi.

- Bunlar Allah’a neden sığınıyorlar?”

- Cehennemden sığınıyorlar.

- “Peki cehennemi gördüler mi?”

- Hayır, vallahi onlar cehennemi görmediler.

- “Ya görseler ne yaparlardı?”

- Şayet cehennemi görselerdi ondan daha çok kaçarlar, ondan pek fazla korkarlardı.

Bunun üzerine Allah Teâlâ meleklerine:

- “Sizi şahit tutarak söylüyorum ki, ben bu zikreden kullarımı bağışladım” buyurur. Meleklerden biri:

- Onların arasında bulunan falan kimse esasen onlardan değildir. O buraya bir iş için gelip oturmuştu, deyince Allah Teâlâ şöyle buyurur:

- “Orada oturanlar öyle iyi kimselerdir ki, onların arasında bulunan kötü olmaz.”

Buhari, Da’vat, 66.

ZİKRETMETNİN FAZİLETİ

 

Rasulullah buyurdu ki:

« لا يَقْعُدُ قَوْمٌ يذْكُرُونَ اللَّهَ إِلاَّ حفَّتْهُمُ الملائِكة ، وغشِيتهُمُ الرَّحْمةُ ونَزَلَتْ علَيْهِمْ السَّكِينَة ، وذكَرَهُم اللَّه فِيمن عِنْدَهُ »

“Bir topluluk Allah’ı zikretmek üzere bir araya gelirse melekler onların etrafını sarar; Allah’ın rahmeti onları kaplar; üzerlerine sekînet iner ve Allah Teâlâ onları yanında bulunanlara över.”

Müslim, Zikr, 39.

Ebû Saîd el-Hudrî anlatıyor: Bir gün Rasulullah bir ilim halkasında oturan sahâbîlerinin yanına geldi de onlara:

مَا أَجْلَسَكُمْ ؟

«Sizin burada oturtan sebep nedir?» diye sordu. Şöyle cevap verdiler:

جَلَسْنَا نَذْكُرُ اللَّهَ، وَنَحْمَدُهُ عَلَى مَاهَدَانَا لِلإِسْلامِ ، وَمَنَّ بِهِ عَلَيْنَا

- Bize İslâmiyet’i nasip ederek büyük bir lutufta bulunması sebebiyle Allah’ı zikretmek ve ona hamdetmek için oturuyoruz, diye cevap verdiler.

Rasulullah:

آللَّهِ مَا أَجْلَسَكُمْ إِلاَّ ذَاكَ ؟

 - “Gerçekten siz buraya sadece Allah’ı zikretmek için mi oturdunuz?” diye sordu. 

وَاللَّهِ مَا أَجْلَسَنَا إِلاَّ ذَاكَ

- Evet, vallahi sadece bu maksatla oturduk, dediler. Rasulullah:

أَمَا إِنِّي لَمْ أَسْتَحْلِفْكُمْ تُهْمَةً لَكَمْ ، ولِكِنَّهُ أَتَانِي جِبْرِيلُ فَأَخْبَرَنِي أَنَّ اللَّهَ يُبَاهِي بِكُمُ الْمَلائِكَةَ

- “Ben size inanmadığım için yemin vermiş değilim. Fakat bana Cebrâil gelerek Allah Teâlâ’nın meleklere sizinle iftihar ettiğini haber verdi de onun için böyle söyledim” buyurdu.

Müslim, Zikr, 40.

"Rasulullah buyurdular ki:

مَنْ قَعَدَ مَقْعَداً لَمْ يَذْكُرِ اللّهَ تعالى فِيهِ كَانَتْ عَلَيْهِ مِنَ اللّهِ تِرَةٌ. وَمَنِ اضْطَجَعَ مُضْطَجَعاً َ يَذْكُرُ اللّهَ فيهِ كَانَتْ عَلَيْهِ مِنَ اللّهِ تِرَةٌ، وَمَا مَشَى أحَدٌ مَمْشَى َ يَذْكُرُ اللّهَ فِيهِ إِلَّا كَانَتْ عَليْهِ مِنَ اللّهِ تِرَةٌ.

"Kim bir yere oturur ve orada Allah'ı zikretmez (ve hiç zikretmeden kalkar) ise Allah'tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar, orada Allah'ı zikretmezse, ona Allah'tan bir noksanlık vardır. Kim bir müddet yürür ve bu esnâda Allah'ı zikretmezse, Allah'tan ona bir noksanlık vardır."

Ebu Davud, Edeb, 31.

Rasulullah buyurdu ki

مَثلُ الْبَيْتِ الَّذِي يُذْكَرُ اللَّهُ فِيهِ وَالْبَيْتِ الَّذِي لاَ يُذْكَرُ اللّهُ فِيهِ مَثَلُ الحَىِّ وَالمَيِّتِ.

"İçerisinde Allah zikredilen evlerin misali ile içerisinde Allah zikredilmeyen evlerin misâli, diri ile ölünün misali gibidir."

Buhari, Da’vat, 66.

Muâz İbnu Cebel anlatıyor:

 مَا عَمِلَ الْعَبْدُ عَمَلًا أَنْجَى لَهُ مِنْ عَذَابِ اللّهِ مِنْ ذِكْرِ اللّهِ تَعَالَى

"Kul, kendini Allah'ın azabından kurtarmada zikrullahtan daha müessir bir ameli işlememiştir."

Tirmizi, Da’vat, 6.

Hz. Peygamber bir gün soruyor:

«أَلَا أُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرِ أَعْمَالِكُمْ، وَأَزْكَاهَا عِنْدَ مَلِيكِكُمْ، وَأَرْفَعِهَا فِي دَرَجَاتِكُمْ وَخَيْرٌ لَكُمْ مِنْ إِنْفَاقِ الذَّهَبِ وَالوَرِقِ، وَخَيْرٌ لَكُمْ مِنْ أَنْ تَلْقَوْا عَدُوَّكُمْ فَتَضْرِبُوا أَعْنَاقَهُمْ وَيَضْرِبُوا أَعْنَاقَكُمْ»؟

"Siz'e amellerinizin en iyisini, melikiniz katında en temizini, derece bakımından en yükseğini bildireyim mi? Ki bu amel, sizin altın ve gümüş infakınızdan; düşmanla karşılaşmanızdan ve onlarla vuruşup sonunda onların sizin boynunuzu sizin de onların boyunlarını vurmanızdan daha hayırlıdır."

قَالُوا: بَلَى. قَالَ: «ذِكْرُ اللَّهِ تَعَالَى»

Sahâbiler: «Evet» deyince Allah Rasûlü "Allah'ı zikretmek" buyurdu

İbn Mâce; Tirmizî.

Rasulullah buyurdu ki:

" مَنْ قَالَ: لاَ إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ المُلْكُ وَلَهُ الحَمْدُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ. فِي يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ،

"Her kim günde yüz kerre «Bir tek Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O'nun hiçbir ortağı yok­tur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsûstur. Herşeye kudreti yeten O'dur» derse,

كَانَتْ لَهُ عَدْلَ عَشْرِ رِقَابٍ، وَكُتِبَ لَهُ مِائَةُ حَسَنَةٍ، وَمُحِيَتْ عَنْهُ مِائَةُ سَيِّئَةٍ،

bu onun lehine on köleyi hürriyete kavuş­turmaya denk sevâb olur ve onun lehine yüz hasene yazılır, ondan yüz seyyie de silinir.

وَكَانَتْ لَهُ حِرْزًا مِنَ الشَّيْطَانِ، يَوْمَهُ ذَلِكَ حَتَّى يُمْسِيَ، وَلَمْ يَأْتِ أَحَدٌ بِأَفْضَلَ مِمَّا جَاءَ إِلَّا رَجُلٌ عَمِلَ أَكْثَرَ مِنْهُ "،

Ve bu, o kimse için bu gününde tâ akşama gi­rinceye kadar şeytândan da bir sığınma olur. Hiçkimse onun yaptı­ğından daha faziletlisini yapmış olmaz, ancak onunkinden daha çok çalışmış olan adam müstesnadır"

Buhari

Rasulullah buyurdu ki:

 " مَنْ قَالَ: سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ، فِي يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ، حُطَّتْ خَطَايَاهُ، وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ البَحْرِ "

Her kim günde yüz kerre «Subhânallahi ve bi-hamdihi» (Allah'ı tesbîh ve hamdederim) derse, o kimsenin (Allah hakkı olan) günâh­ları -deniz köpüğü kadar çok olsa bile- kendisinden indirilip affedilir.

Buhari

Rasulullah buyurdu ki

" كَلِمَتَانِ خَفِيفَتَانِ عَلَى اللِّسَانِ، ثَقِيلَتَانِ فِي المِيزَانِ، حَبِيبَتَانِ إِلَى الرَّحْمَنِ: سُبْحَانَ اللَّهِ العَظِيمِ، سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ "

Dilde hafif olan ancak mizanda ağır olan ve Rahmana sevimli gelen iki kelime şunlardır: Allah’a hamd ederek tesbîh ederim, ve yine büyük olan Allah'ı tekrar tekrar tesbîh ederim.

Buhari

Rasulullah buyurdu ki:

" يَا أَبَا مُوسَى - أَوْ: يَا عَبْدَ اللَّهِ - أَلاَ أَدُلُّكَ عَلَى كَلِمَةٍ مِنْ كَنْزِ الجَنَّةِ " قُلْتُ: بَلَى، قَالَ: «لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ»

Ey Ebu Musa (veya Ey Abdullah): Sana cennet hazinelerinden bir kelime öğreteyim mi?

«Evet»

«Tahavvül ve kuvvet an­cak Allah iledir»

Buhari

Namaz Sonrası Zikir

 

Bir gün başta Ebu Zer olmak üzere Muhacirlerin fakirleri Peygamberimize gelerek şöyle dediler:

“Ya Rasulallah! Varlık sahipleri yüksek dereceleri ve daimi nimetleri alıp gittiler. Çünkü onlar da bizim gibi namaz kılıyorlar, oruç tutuyorlar. Ancak onlar sadaka veriyor biz veremiyoruz, onlar köle azâd ediyor, biz edemiyoruz.”

Peygamberimiz onlara şu müjdeyi verdi: “Ben size bir şey öğreteyim mi. Onunla sizi geçenlere yetişir, sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiçbir kimse sizden daha faziletli olamaz; meğerki sizin yaptığınız gibi yapmış olsunlar.

مَنْ سَبَّحَ اللهَ فِي دُبُرِ كُلِّ صَلَاةٍ ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ، وَحَمِدَ اللهَ ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ، وَكَبَّرَ اللهَ ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ، فَتْلِكَ تِسْعَةٌ وَتِسْعُونَ، وَقَالَ: تَمَامَ الْمِائَةِ: لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ غُفِرَتْ خَطَايَاهُ وَإِنْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ "

“Her namazdan sonra 33 kere “SübhânAllah”, 33 kere “Elhamdülillahamdülillah”, 33 kere “Allahuekber” derseniz tamamı 99 eder; yüzün tamamında da ‘Lâilâhe illallâh vahdehûlâ şerîke leh, lehü’l- mülkü velehü’l- hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr’ derseniz, günahlarınız denizin köpüğü kadar da olsa bağışlanır.”

(Müslim-Mesacid 146)

ZİKRİN ÇEŞİTLERİ

Kuran’da yer alan zikirle ilgili bazı ayetler şöyledir: “Siz beni zikr edin, ki ben de sizi zikr edeyim.” (Bakara:152)

Bu ayeti tefsir eden Fahreddin Razi, şöyle der; “Bil ki Cenabı Allah, bu ayette biz kullarını iki şeyle mükellef tutmuştur: Birisi zikir, diğeri şükür. Zikir, bazen dil ile, bazan kalp ile, bazan da azalarla olur. İnsanların Allah’ı dilleriyle zikretmeleri, hamd, tesbih, medh ve Kuran’ı okumakla olur. Allah’ı kalp ile zikr ise üç türlüdür:

1- O’nun zatına ve sıfatlarına delalet eden deliller üzerinde ve bu delilleri cerh eden şüphelere cevap üzerinde tefekkür etmek.

2- Hak Teala’nın insanlara verdiği mükellefiyetlerinin, ahkam, emir ve yasaklarının, va’ad ve vaidinin nasıl olduğunu gösteren deliller üzerinde düşünmek.

3- Allah’ın mahlukatının sırları üzerinde düşünmek. Bu düşünce ile mahlukatın her zerresi kutsi alemin karşısında bulunan cilalı bir ayna gibi olur.

İnsanların Allah’ı uzuvları ile zikretmelerine gelince, bu onların uzuvlarının emrolundukları işlerle iyice meşgul olması ve nehyolundukları amellerden tamamen uzak kalmalarıdır.

ZİKRİN DERECELERİ!.

Birinci Derece: Dil ile olan zikirdir. Ama gönül ondan gafildir. Bunun tesiri zayıftır. Lâkin bütün bütün de tesirsiz değildir. Zira hizmetle meşgul edilen dilin fazileti, boş şeylerle uğraşan dilden daha üstündür. Abes şeylerle uğraştırılan ya da hiç bir sele meşgul edilmeyen dil muattal, tembel bırakılmış olur.

İkinci Derece: Bu zikir gönülde olan zikirdir. Ama orada karar tutmamıştır. Gönlü ona karar tutturulur. Eğer bu cehd ve gayret olmazsa gönül gaflette ve nefsin endi­şesinde olur.

Üçüncü Derece: Zikrin gönülde yerleşmesi, karargâh kurmasıdır. Kalb an­cak onunla meşgul olmaktan başka şeylerle uğraşamaz.

Dördüncü Derece: Bu türlü zikir, kişinin gönlüne galip değildir. Belki zikrolunanın zatı galiptir ki, bu da Allahü Teâlâ'dır. Bu ikisi arasında fark vardır. Birinin gönlü zîkrolunanı dost tutar, öteki ise zikri dost tutar, Kemal derecesinde olanı, zikir sev­dasının gönülden gitmesi, yalnız zikrolunan zatın, yâni Allahü Teâlâ'nın gönülde kalma­sıdır.

İnsan zikirde ilerledikçe kimi zaman olur kî, muhabbeti kendisini o kadar sarar ki, öz benliğini unutur. Vakta ki o kişiyi bu derecede muhabbet sarar ve o sevgiye başlarsa kendisini ve Hak Teâlâ'dan başka her ne varsa hepsini hatırından çıkarır, unutur. İşte bu anda tasavvuf yolunun başlangıcına erişir. Bu hâle Sofiler (Mutasavvıflar) Fena der­ler. Fena hali denildiği gibi yokluk da derler. Öyle ki, dünyada her şey o fenaya kavuşan kişinin hatırından gider, yok olur. Belki kendi özü de yok olur. Çünkü kendini de unut­muş olur.

İ. Gazzali, Kimay-ı Saadet

Cenabı Allahı Hakkı ile Zikredebilen, Onun Yakınlığını sevgisini elde eden, Zikir meclislerini Seven iştirak eden kullarından eylesin... Zikrini Fikrimizden Aşkını Gönlümüzden Çıkarmasın inşallah. Amin. Velhamdulillahirabilalemin.




Bu haber 2880 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER DİNİ HABERLER Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • İbretlik Resimler
    İbretlik Resimler
  • Herkesi ilgilendiren bir iş.
    Herkesi ilgilendiren bir iş.
  • Kardeşlik örneği
    Kardeşlik örneği
  1. İbretlik Resimler
  2. Herkesi ilgilendiren bir iş.
  3. Kardeşlik örneği
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Mehmet Görmez Amerika'da Tarihi Hutbe
    resim yok
  • Kuran Kurslarında ne kadar Başarılı olmuşuz
    Kuran Kurslarında ne kadar Başarılı olmuşuz
  • Fatiha Suresi Abdulsamed
    Fatiha Suresi Abdulsamed
  1. Mehmet Görmez Amerika'da Tarihi Hutbe
  2. Kuran Kurslarında ne kadar Başarılı olmuşuz
  3. Fatiha Suresi Abdulsamed
VİDEO GALERİ
YUKARI